Sinema Sadece Sinema Değildir

 

 
Basındaki Oyuncular

Sinema ve televizyon için Babıali mensupları önemli bir maden. Ünlüler, saygınlıkları var ve onları izleyen, onlara hayran bir kitleye sahipler. Hepsi gazeteci kimliğiyle ünlendi. Kiminin köşe yazıları olay yaptı, kimi yaptığı haberlerle tartışıldı. İsimleri marka haline gelince karşılarına sinema oyunculuğu fırsatı çıktı. Bu kez setlerde kendilerini ifade ettiler. Birle yetinmeyen de oldu; başka filmlerde, dizilerde boy gösterdiler.
Pek çok ünlü gazeteci filmlerde ve dizilerde rol aldılar. Kimi bir kezle yetinmeyip devamını getirdi, kimi de uzun soluklu dizilerin istikrarlı birer parçası oldu. Ama hiçbirinin hayatı değişmedi, asıl meslekleri hep gazetecilik olarak kaldı. Basında kazandıkları ün, birçok insanın hayalini süsleyen bir fırsatın ayaklarına gelmesini sağladı .
Hülya Koçyiğit (Sinema sanatçısı-“İşte Hayat” filminde, Uğur Dündar’ın rol arkadaşı) “Önce ilgilenmedi”
Uğur Dündar’a film teklifi üzerine, hayattaki beklentilerinin gazetecilikle ilgili olduğunu, aktörlükle ilgilenmediğini söyledi. Fakat azami dikkat gösterdiği senaryo içine sindikten ve yönetmenin de Atıf Yılmaz olduğunu öğrendikten sonra içi rahat etti. Zaten “İşte Hayatta Uğur Dündar, Uğur Dündar’ı oynar. Yani yine bir gazetecidir. Bize hep söylediği şey bunun bir kereye mahsus bir şey olduğu idi. Nitekim de öyle oldu.
Bir sahnede Uğur Bey’in beni kucağına alıp kaldırması gerekiyordu. Çok atletik yapılı bir insan olduğu için başlangıçta çok kolay geliyordu. Ama üç, beş, on prova derken onun da yorgunluktan bitap düştüğünü hatırlıyorum.
Sinan Çetin (Sabah yazarı Selahattin Duman’ın oynadığı “Komser Şekspir” filminin yönetmeni) “Selahattin Duman, Marlon Brando kadar iyi”..
Benim için Selahattin Duman ne bir gazeteci ne de aktör. Benim için her şeyden önce çok önemli bir arkadaş. Onun bulunduğu yerde kompleks yoktur, onun bulunduğu yerde problemler akar gider. Aktör olarak nasıl diye soruyorsanız eğer, Marlon Brando kadar iyi. Rol uymasa da oynatırım ben Selahattin’i. O meşhur lafı biz şöyle değiştiriyoruz: Kitapsız ilim olmaz, Selahattin Duman’sız film olmaz. “Komser Şekspir’den sonra da çekeceğimiz her filmde mutlaka Selahattin Duman olacak.
Ahmet Tulgar (Milliyet) “Sıcak Saatler’i reddettim”
İbrahim Tatlıses ile bir röportaj vesilesiyle tanışmış ve dost olmuştuk. Bir gün Bodrum’da beraber yürüyorken bir film setine geldik. Tatlıses küçük   bir rol olduğunu söyledi ve oynayıp oynamayacağımı sordu. Kabul ettim. Meğer o bir deneme   çekimiymiş.

Performansımı beğenince “Fırat” dizisinde yer almamı teklif etti. Ben de olur dedim.     Canlandırdığım “Çoban Ali” karakteri çok sevildi. Ama “Fırat” bittikten sonra bir daha beni işimden böylesine alıkoyacak bir başka projeye girmemekte karalıydım. Nitekim “Sıcak Saatler” dizisinden teklif geldi, reddettim. “Oyunbozan” filminde ise zaten üç gazeteci ile birlikteyiz ve hepimiz kendimizi oynuyoruz. Fırat’ın çekimleri sırasında bir süreliğine set dışına çıkmam gerekti. Dönmek istediğimde ise polis izin vermedi. Benim o yöresel kıyafet içindeki görünüşüm öylesine doğaldı ki, son derece düzgün bir İstanbul Türkçesi ile konuşmama rağmen polis bana inanmadı. En sonunda İbrahim Tatlıses duruma müdahale etti.
Hıncal Uluç (Sabah) “Herkes Harika Avcı’yı beklerken Bedri soyundu”
1989 yılında “Gönül Garip Bir Kuştur” adlı filmde oynadım. Filmi Bedri Baykam yazıp yönetmişti, ayrıca kendisi de oynuyordu. Galeri Balaz’da bir resim sergisinde, bir günlük bir kokteyl sahnesinde, iki replikli bir rolüm vardı. Bedri gelip rica etmişti, “Hıncal Abi böyle bir rol var, oynar mısın?” diye. Ben de Bedri’yi kıramam, kabul ettim. Başrollerinde Harika Avcı ve Bedri oynuyordu. Herkes Harika Avcı’yı beklerken, tüm film süresince soyunan tek kişi Bedri Baykam olmuştu. Film de iş yapmadı zaten. Ama benim için çok ufuk açıcı bir deneyim oldu. Daha sonra birçok teklif aldım. Ama gelen teklifler hep 15-20 dakikalık rolleri içeren, çok vakit alıcı projeler. Benim ise bu tip işlere ayıracak hiç vaktim yok.
Hilmi Yavuz (Zaman) “İlhan Engin kıyak yaptı”
Hilmi Yavuz senaryosunu gazeteci İlhan Engin’in yazdığı, yönetmenliğini Süreyya Duru’nun yaptığı “İstanbul’da Aşk Başkadır” filminde oynama öyküsünü “İstanbul’u Dinliyorum” kitabının “Altın ve Gölge” başlıklı bölümünde yazmıştı. Şair kimliğiyle tanıdığımız Yavuz o dönemde Vatan gazetesinin siyasi muhabiriydi. Filmde Yavuz’un anlatımıyla “Dünyalar kadar zengin birinin genç kızı, özel yatıyla İstanbul’a gelir. Gazeteciler bu ünlü ve güzel kızla röportaj yapabilmek için kolları sıvarlar. Genç bir gazeteci (Fikret Hakan oynuyordu) delisi foto muhabiri (Suphi Kaner) ile birlikte, kızla konuşmayı denemeye kalkışırlar…
“…Bu filmde ben de oynadım! Filmin bazı bölümleri, Vatan Gazetesi’nin Mollafenari Sokağı’ndaki, şimdi yerinde yeller bile esmeyen binasında çekildi. Bir sahnesi şöyleydi: Vatan Gazetesi’nin istihbarat şefimiz Kemal Abi (rahmetli Kemal Aydar) sözümona Fikret’le Suphi’ye görev veriyor: Ne pahasına olursa olsun yata çıkılıp kızla konuşulacak! O sırada Şef Kemal’in oda kapısı açılıyor, içeriye başka bir muhabir süzülüyor ve Fikret’le konuşmakta olan istihbarat şefinin kulağına eğilip bir şeyler söylüyor. İşte bu muhabir bendim – ve İlhan hem bana bir kıyak olsun diye hem de, sanıyorum, istihbarat şefinin odası gerçekliğe uysun diye, böyle bir mizansen düşünmüştü.”
Duygu Asena (Milliyet) “Gözyaşlarım görünmeyince çok üzüldüm”
“Umut Yarına Kaldı” ve “Yarın Cumartesi” adlı iki filmde oynadım. Küçükken en büyük arzum tiyatro sanatçısı olmaktı ve Yavuz Özkan benim bu hayallerimi bilirdi. Bana böyle bir rol teklif ettiğinde yapamayacağımı hiç düşünmedim. Oyunculuğu seçseydim iyi yapardım diye düşünüyorum. Herhangi bir ders falan almadım. Normal oyuncular gibi gittim oynadım. Fazla heyecanlanmadım. Heyecandan çok keyif aldım, çok eğlendim. Yarın Cumartesi’de Erdal Özyağcılar, Güzin Özipek, Bülent Bilgiç gibi isimlerle oynadım. Bilge Olgaç da performansımı çok beğenmişti. Mesela o filmin bir sahnesinde ağlamam gerekiyordu.
Normalde tecrübesiz oyuncular gözyaşı için özel maddeler kullanırken ben hiçbir şey kullanmadım, tamamen kendi becerimle ağlamayı başardım. Bilge Olgaç da çok beğenmişti. Ama sinemada seyrettiğimde, gözyaşlarımın yeterince görünmediğini fark etmiş ve çok üzülmüştüm.
Bu filmlerin ardından “Bay Eöde bir sahne oynadım ama çok kısaydı, onu saymıyorum. Son olarak da Müjdat Gezen’in başrolünü oynadığı “Azmi” adlı dizinin bir bölümünde bir metin yazarını canlandırdım.
Ali Sirmen (Cumhuriyet) “Yunus Nadi’yi oynamak çok güzeldi”
Bundan yaklaşık 10 yıl önceydi. Seni Seviyorum Rosa filminde rol almıştım. Orada rahmetli Yaman Okay ile birlikte oynamıştık. Bir Anadolu tüccarını canlandırıyordum. Daha sonra “Cumhuriyet” adlı filmde Yunus Nadi’yi oynadım. 20 yıl boyunca çalıştığım Cumhuriyet gazetesinin kurucusunu oynamam da hoştur. Bu rolü bana yönetmen Ziya Özten önermişti.
Bu fikir senarist Turgut Özakman’ın çok hoşuna gitmiş ve benim rolümün başta planlanmış haline birtakım eklemeler yapmış. “İkinci Bahar” dizisinde oynamak ise bir günlük bir rol sonucu gerçekleşti. O zamanlar Uğur Yücel yönetiyordu. Benim performansımı beğenmişler, sürekli bir komiser rolü verdiler. Her bölümde olmasa da sık sık benim de rolüm oluyor. Çok iyi, çok keyifli bir dizi oldu.

 Turksinemasi.com
7 Kasım 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Sinema Haberleri


Saygıyla Anıyoruz