Sinema Sadece Sinema Değildir

 

 
Portre – Tarık Akan

‘‘Yol’’ filmi, kötü kayıtlı video kasetleri ya da Yılmaz Güney için düzenlenen anma gecelerini saymazsak, Türkiye’de ilk kez seyirci karşısına çıktı. Çekildikten tam 18 yıl sonra. 18 yıl önce söylenmiş bir sözü bugün duymak, insanda ‘‘kandırılmışlık’’ hissi yaratıyor. Sizden saklanmış bir aile sırrının yarattığı hissi.

‘‘Yol’’u, Yılmaz Güney sinemasını, Yılmaz Güney’in ‘‘abilerimizin bir dönemin gereği mitleştirip bize de öyle tanıttıkları biri’’ olup olmadığını merak edenler filmi izleyecekler. Ve orada Tarık Akan’ı görecekler. Tarık Akan, 12 Eylül’ün bütün ağırlığı ile hissedildiği 1981 yılında ‘‘Yol’’ filminde rol almış.

Gerçi Yılmaz Güney yurtdışına kaçıp filmin gösterimi yasaklandıktan sonra, 1982 yılında yaptığı bir röportajında şöyle diyor Tarık Akan: ‘‘Biz Yol’u bayram filmi diye çekmiştik. Yanlış dublaj yapmış dışarıda. Bu filmin hiçbir siyasi, ideolojik amacı yoktur.’’ Bugün ‘‘Hiç bir zaman bir Yılmaz Güney kadar cesur olmadım’’ derken belki de bunları kastediyor.

Subay Çocuğu

Anne babasının koyduğu adıyla Tarık Tahsin Üregül, bir abla ve bir ağabeyden sonra üçüncü çocuk olarak doğdu. Babası subaydı. 20 yaşına kadar da bir subay çocuğu gibi yaşadı. Lise çağına kadar Anadolu’yu dolaştıktan sonra ilk gençlik yıllarında babasının emekliliği ile İstanbul’a, Bakırköy’e geldiler. Asker çocuğu olduğu kadar halk çocuğu da oldu. Bu yüzden işportacılık, cankurtaranlık gibi işleri gocunmadan yaptı:  ‘‘Bir maaşla geçinmek kolay değildi. Neyse ki bu işleri babamdan gizli yapmak zorunda kalmadım. Hatta ondan sermaye bile aldığım oldu.’’

Liseden sonra makine mühendisliğinde okumaya başladı. Ve okulun ikinci sınıfında biraz heves, çokça da maddi beklentilerle Ses Dergisi’nin ‘‘artist’’ yarışmasına girip birinci seçildi. İşte Tarık Akan’ın hayatı 1970 yılında yapılan bu yarışmadan sonra değişti.

1970-1975 arası Tarık Akan’ın yılda 12 film çektiği dönemdi. Emel Sayın’la ‘‘Mavi Boncuk’’u, Hülya Koçyiğit’le ‘‘Sev Kardeşim’’i, Hale Soygazi ile ‘‘Gece Kuşu Zehra’’yı, ‘‘Hababam Sınıfı’’nı bu yıllarda çekti. Sonra ‘‘değişirken yok olmayı’’ göze aldı ve mesajı olan filmler yapmaya karar verdi.

Bu kararın ilk ürünü Nehir, onu Cüneyt Arkın’la birlikte oynadığı ‘‘Maden’’, ‘‘Sürü’’, ‘‘Yol’’, ‘‘Kanal’’ gibi filmler izledi. ‘‘Artık salon filmlerinde oynamayacağımı söyleyince Yeşilçam bana ambargo koydu. 1,5 sene film yapamadım. Maden’i de kendi kurduğumuz film şirketi üzerinden çektik zaten. O dönem iki starın aynı filmde oynaması büyük olaydı. Afişte Cüneyt Arkın’ın adının istediği yere yazılmasını, istediği rolü seçmesini kabul ettim. O dönemin devrimci filmlerinden biriydi. Çok da iyi iş yaptı.’’

Tarık Akan, suya sabuna dokunmayan ilk filmlerini de seviyor aslında: ‘‘Yüzlerce filmimin arasında siyasi düşüncemin dışında bir film yaptın diyemezler. Hiç bir şekilde taviz vermedim. Salon filmleri yaptım, hiç bir şeye dokunmazlar. Politik filmler yapmışımdır Allah’ına kadar politiktir. Ama hiç bir şekilde sağ film yapmadım. Totalitarizmi öven, antidemokratik hiç bir filmim ve yapıtım yoktur.’’

Oksijen Çadırında

Tarık Akan, bir zamanlar öğrencisi olduğu Bakırköy’deki Taş Mektep’i, İngilizce ağırlıklı öğretim yapan bir ilköğretim okuluna 1990 yılında dönüştürdü. 10 yıldır kendini bu okula kapatmış görünüyor: ‘‘Sinema 1990’da hızını kesti, bitti. 90’dan günümüze iyicene kapandı. 1 yılda 5-10 film çekilir hale geldi. Dış kültürlerin büyük baskısı altındayız.

Böyle bir ortamda ne yapacaksın ki. Onun için beklemeye aldım kendimi. Geçeceğini biliyorum ve bekliyorum. Yakında tekrar film çekmeyi umut ediyorum.’’

Kendini sinemacı olarak tanımlayan birinin son on senede sinema adına çok da fazla bir şey yapmaması Tarık Akan’ı üzmüyor dersek ona haksızlık etmiş oluruz: ‘‘Aslında çok hırslı çok iddialıyımdır. Delice çıldırırım hırsımdan. Ama şu aralar nefes alacak delik bulamıyorum. Okul oksijen çadırım oldu biraz da. Eğitim de bir sanat diye avutuyorum kendimi.’’

 Ferit ve Tarık Akan!

Yıllar sonra çocukluk aşkınıza rastladığınızda ne hissedersiniz? Nostaljik duygular, biraz heyecan, ama en çok da tuhaf bir utanç. Ben bunu mu sevmişim, diye düşünürsünüz. Ve bu düşünce sanki yüzünüzden okunacakmış gibi, kafanızı kaldıramazsınız. Çoğu zaman okunur da.

Biz Tarık Akan’a çok aşıktık. Tabii adının genelde Ferit olduğu, salon filmlerindeki haline. ‘‘Sev Kardeşim’’deki, ‘‘Mavi Boncuk’’taki haline. Uzun boylu, yeşil gözlü, güzel yüzlü Ferit, aslında hepi topu beş yıl yaşadı. 1970-75 arasında film çekti. Ama o kadar çok çekti ki, hepimize fazlasıyla yetti. Sonra Ferit gitti. Yerine bıyıklı, Anadolulu, esmer olmadığı halde esmer gibi algıladığımız Tarık Akan geldi. Tarık Akan, yüzünde Ferit’e ait ne kadar iz varsa hepsini silmiş. Böylece yaşı 15’i geçmeyen kızların platonik aşkı, dolayısıyla ‘‘yüzüne bakıldığında utanılan adam’’ olmaktan yırtmış. Ama yine de söyleyelim. Belki de çok genç öldüğü için, biz Ferit’i hiç unutmayacağız!

 Turksinemasi.com
7 Kasım 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Sinema Haberleri


Saygıyla Anıyoruz