Sinema Sadece Sinema Değildir

 

 
Röportaj – Ayla Algan

Nasılsınız, haliniz keyfiniz yerinde mi, her şey yolunda mı?
Geçenlerde amcamı kaybettim. Şu anda gribim. Ama bu hayatta ölüm korkusunu yatıştıracak bir şeyler yapmamız gerekir. Sanatçı, sanatını icra ederken ölümü unutur. Eseri kalıcılık kazanırsa da bir ölümsüzlük mevzisi kazanmış olur. Ölüm korkusunu yenmenin en ucuz yolu evlenip çocuk sahibi olmaktır. Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa’sıyla büyükannenin yaptığı börek bu anlamda aynı yönde ilerler. Fakat tabii ki börek yenir, biter; Mona Lisa orada durur.

• Yüreğine Sor’da Sefiye rolünde izleyeceğiz sizi. Filmden ve Sefiye’den bahseder misiniz kısaca?

1870’lerde geçiyor film. Ortodoks Hıristiyan asıllı bir genç ile Müslüman bir kızın aşkı anlatılıyor. Hıristiyan olduğunu sonradan öğrenen Mustafa’nın (Kenan Ece) babaannesi rolündeyim. Film için biraz daha kilo aldım…

PONTUSÇA AĞIT BİLE SÖYLEDİ

• Sizin farklı aksanları telaffuz edişiniz meşhur. Fakat bu filmde çok ilginç bir aksanla konuşuyorsunuz…

Evet, Karadeniz aksanının ötesinde Pontusça repliklerim vardı. Sefiye, kocası ölünce Pontusça bir ağıt söylüyor. Ağıtı ezberlerken başım ağrıdı.

• Hıristiyan genç, Müslüman kız aşkına dair sizin yorumunuz nedir?

Ben Asmalımescit’te büyüdüm. Orada Rumlar, Ermenilerle bir arada. Rumca bile öğrendim. Fakat bizim zamanımızda farklı dinlerden insanlar arasında gönül ilişkileri olmazdı. Avrupa Birliği İnsan Hakları kurullarında dostlarım var. Bizim toplumumuzu ayrımcı olarak görüyorlar. Onları Beyoğlu’na, Balat’a götürdüm. Bir kilise, sinagog, Rum okulu, Ermeni okulu görünce şaşırdılar.

• Filmde Tuba Büyüküstün ilk başrolünü oynadı. Önemli bir oyuncu eğitmeni olarak siz, Tuba Büyüküstün’ün performansı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok iyi. Mimar Sinan’da görsel sanatlar okuduğu için, görüntü, resim, uyum konularında gelişkin bir dikkati var.

DİZİLER BİR ŞEY ÖĞRETMEZ

• Biz Size Aşık Olduk, Binbir Gece, Aliye, Şöhret Okulu gibi çok sayıda dizide oynadınız. Şimdi Unutulmaz’dasınız… Diziler ne işe yarıyor?

Diziler insanlara çok az şey öğretir. Çünkü sinema ve tiyatro başlar, biter. Dizi ise bitmiyor. Evin içinde izlendiği için de çoğu kimse onu gerçek gibi algılıyor. Unutulmaz’da modacıyı canlandırdığım için, birçok insan yolda ‘Dükkanda işler nasıl, orası senin, değil mi?’ diye soruyor. Yani dizi öğretmez, özendirir sadece.

• Geçenlerde Sezai Karakoç belgeseli yapıldı ve siz de orada bir Sezai Karakoç şiiri okudunuz. Sezai Karakoç’u sever misiniz?

Tabii! Üstadı candan tebrik ediyorum, helal olsun.

• Fransa’da okudunuz. 1950’lerin Fransasında kimler vardı?

Jean Paul Sartre’ın zamanında Fransa’da öğrenciydim. Sartre ve Camus’nün konuşmalarına giderdim. Sartre parmağını havaya kaldırarak konuşurdu. Bir gün “Mösyö, siz ateist değil misiniz, neden hep elinizle gökyüzünü, Tanrı’yı işaret ediyorsunuz?” dedim. ‘Vaaay, haklı bu küçük kız’ dedi.

• Meşhur Funny Girl filminde başrol oynamayı neden kabul etmediniz, pişman mısınız?

Fanny Brice, kendisine benzeyen birinin onu canlandırmasını istemiş. Ben çok benziyordum, rolü bana önerdiler. Sekiz yıllık bir kontrat yapılacaktı. Fakat benim sekiz yılımı oraya bağlamam mümkün değildi. Rolü geri çevirdim. Barbra Streisand oynadı. O da Fanny Brice’a benziyordu fakat benim kadar değil.

Belmondo ile başrolü istemedim film Türkiye’yi kötülüyordu

• New York Actor Studio yıllarınızdan bahseder misiniz, kimlerle temasınız vardı?

Dersimize Elia Kazan, Jashua Logan gibi ustalar gelirdi. Jashua Logan’a bu Funny Girl meselesini sordum. ‘Bak, Marlon Brando Sayonara’yı çevirdi hala kendini geri satın alamadı’ dedi. Fransa’da National Tiyatro’da Belmondo ile bir filmde oynamamı önerdiler. Film İstanbul’da geçiyordu. Fakat Türkiye’yi kötü gösteren bir yapımdı. Sekiz yıllık kontratı imzalamış olsaydım, bu filmde zaten oynamam gerekecekti. Dolayısıyla pişman değilim.

• Marilyn Monroe, Marlon Brando gibi kişilerle ahbaplığınız var mıydı?

Onlar gelir giderlerdi. Actor Studio bir vakıf gibi işliyordu. 1950’lerin sonları, 1960’ların başıydı. Paul Newman ile Joanne Woodward flört ediyordu, sonra evlendiler. Paul Newman’ı çok severdim. Tam bir beyefendiydi. Onlarla aynı oyunlarda rol alıyorduk. Mister Zero’da mesela.

• Bir Yunus Emre elçisisiniz. Dünyaya şiir ve şarkılarla Yunus Emre’yi sundunuz. Neydi bu Yunus Emre macerası?

O dönemin Turizm Bakanı ‘Bu sene Avrupa’ya lokum yollamak yerine bir uzunçalar albüm yapalım’ demiş. Erkan Özerman “Ayla sen Fransızca, İngilizce biliyorsun, Almanca’yı da halledersin, bu albümü sen yap” dedi. Yunus Emre’nin 650’nci vefat yıldönümüydü. Fransa’da, Rusya, Afrika’da Yunus Emre şiirlerinden bestelenmiş şarkıları hem sahnede okudum, hem plak yayınlandı.

• Binlerce insanın size söylediği şeyi söyleyeyim. Çok enteresan bir ses tonunuz var…

Çocukluğumda Beyoğlu’ndaki Saray Sineması’nda korolar sahne alırdı. Onların sesleri hep diyaframdan gelirdi. Sanırım ben onları taklit ettim ve kaldı.

• 1960’larda Hamlet’i oynadınız. Erkek rolü?

Evet, Açık Hava Tiyatrosu’nda oynamıştım. Hatta o zaman Peter Ustinov, Melina Mercouri gelmişti. Topkapı adlı filmi çekiyorlardı. Bizim eve davet ettim. Şaşırdı. ‘Açık alanda, o rüzgarda, erkek sesini nasıl mikrofonsuz verebiliyorsun’ demişti.

• Büyükada’da Reşat Nuri Güntekin’in evinde mi kalıyorsunuz?

Evet. Anne tarafından akrabam oluyor Reşat Nuri Bey. Kızı Ela benim çocukluk arkadaşımdı. Notre Dame De Sion’da beraber okumuştuk.

Mahsun Kırmızıgül’ü takdir ediyorum

• Herkesin şarkı söylemesi, albüm yapmasına ne diyorsunuz?

Bütün dünyada herkes şarkıcı oldu. Eskiden Frank Sinatra bir şarkı yapar ve tüm dünya dört sene onu dinlerdi. Şimdi tüketim çağındayız. Çocukların bir kabahati yok.

• Mankenlikten, türkücülükten, komedyenlikten gelen birçok insan sinema oyunculuğu yapıyor…

Yooo… Göster bana başrol oynayan birini?

• Cem Yılmaz mesela?

Cem Yılmaz doğuştan oyuncu. Özellikle komedyenlik, öğrenmekle pek az ilgili. O hakikaten bir yetenek.

• Recep İvedik’i, Mahsun Kırmızıgül’ün flimlerini izlediniz mi?

Seyredemedim maalesef. Mahsun Kırmızıgül’ün sinemasını beğeniyorum. Kimisi kendi kökenine, köyüne, aile kültürüne mesafeli durur, Mahsun öyle değil. Çok takdir ediyorum. Ben Zeki Müren’le birlikte Çakıl’da sahneye çıkarken, İbrahim Tatlıses uvertür olarak sahne alıyordu. Ve bir uzun hava okudu, Ceylanımı Alıp Götürdüler diye. Öyle şahaneydi ki ben o uzun havayı Yunanistan’da okudum ve birinci oldum! İbrahim Tatlıses Batılılaşınca arada kaldı. Her gördüğümde kendisine de söylüyorum; ‘Ne oldu büyükannenin ninnilerine, köyünün türkülerine?’ diye.
Murat Menteş / Star Gazetesi

 Turksinemasi.com
7 Kasım 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Sinema Haberleri


Saygıyla Anıyoruz