Sinema Sadece Sinema Değildir

 

 
Röportaj – Muzaffer Çetinyılmaz

Tiyatroyla başladigi oyunculuga dizilerle devam eden Muzaffer Çetinyilmaz ile Nida Dergisi’nden Zeynep Kerim’in ev sahipligi yaptigi Nida Kitapevi’nde buluştuk. Salih Temurcan agabey, fotografçimiz Fatih Uylaş ve Zeynep Kerim’le içtigimiz çaylarin ardindan keyifli bir söyleşiye başladik. Üst üste demli çaylar içen Muzaffer bey, bizlere oyunculuga başladigi andan itibaren bu güne kadar olan oyunculuk serüvenini anlatti. Bazen heyecanlandi, bazen duygulandi bazen de sinirlendi. Hatta bir ara sigarasini tersinden bile yakti o heyecanla. Saatlerce süren söyleşide oyunculugunun yani sira , hayata, sinemaya bakişi ve Mihrali üzerine konuştuk. Söyleşinin Çetinyilmaz’in oyunculugu ve sansür ile alakali kismini Türk Sinemasi sitesi okuyuculari için ayirdik. Buyurun söyleşimize sizlerde katilin…

Mihrali Dizisinin Hökümet’i Muzaffer Çetinyılmaz: “Oyuncuların da Tek Derdi Açlık.  Yeşili,  Kırmızısı Hikaye”

S. Köçer: Bir çok oyuncunun oyunculuğa veya sinemaya başlaması ilginç bir tesadüfe rastlıyor. Örneğin Erol Taş’ı ele alalım. Arkadaşlarıyla İstanbul’da volta atarken bir film setini izlemeye başlarlar. Setteki kişi Ömer Lütfi Akad’dır.  Bir film çekimi vardır ve kalabalık ta bu çekimleri izliyordur. Bir grup serseri settekileri rahatsız eder ve Erol Taş ile arkadaşlari da o serseriler ile kavgaya tutuşur ve onlari oradan uzaklaştirirlar. Akad ona kartını verir ve “beni ara” der. Erol Taş oyunculuğa adımını işte böyle atar. Sizin var mı böyle bir hikâyeniz?

M.  Çetinyılmaz: Benim oyunculuğa başlamam ayrı sinemaya başlamam ayrı.

S. Köçer:  Biliyorum, siz ilk tiyatroyla başladiniz degil mi?

M.  Çetinyılmaz: Tabii. Ben ilk olarak tiyatroya başladim. 7 Mart 1970 tarihinde ben tiyatroya adim attim. Konservatuar egitimi aldim. Içimde öylesine bir hirs vardi ki, bu hirstan dolayi duvara asabilecegim bir diploma daha dogrusu o diplomanin bana verecegi bir şey olmayacagina kanaat getirdim ve konservatuari yarim biraktim. Kadıköy Memduh Tuncel’in tiyatrosuna adım attım. 7 Mart 1970 ti ilk sahneye çıkışım. O da çok ilginçtir. Hiç unutmam yani, doğum tarihim gibidir. 52 doğumluyum, 17 yaşımda sahneye çıktım anlayacağın. Askere gidinceye kadar şu hevesi içimden atayım belki askerden geldikten sonra kendime bir yol çizerim diye düşündüm. Tiyatro benim içimde hakikaten bir ukdeydi. Haa bide şu var;ilk okul birinci sınıftan itibaren müsamerelere çıktım. Şu 23 Nisan müsamereleri olur ya, onlar işte. Orta sınıfa kadar gittim. Ortadan sonrada konservatuara girdim zaten. Tiyatro konservatuarla beraberdi. Bir de okul. Hepsi beraber. O zamanlar okurken konservatuara girebiliyordun. Şimdi üniversiteyi okuyacaksın da, ondan sonra girebileceksin. Adam gelir 25-30 yaşına. Sonrada diyeceksin kardeşim sen tiyatrocu olacaksın. Abicim, ağaç yaşken eğilir. Neyse, bizim dönemimizde böyle bir zorluk yoktu. Ben Allah’a şükür o zorluğu aştım. 7 Mart 1970’te sahneye çıktım. Askere gittim-geldim. Tekrar eski tiyatroma döndüm. O zaman İstanbul’sa sanırım 38 tane falan tiyatro vardı. Ve hepsi kapalı gişe oynardı. Bir de o tiyatroların prodüksiyon amirleri veya müdürleri diyeceğim salon salon oyunu seyrederlerdi. Oyuncu seçerlerdi. Şu an rahmetli olan Melih Vassraf bir yerde görmüş beni, Lale Oraloğlu’na bahsetmiş. 76’nin Eylül ayinda Lale Oraloğlu Tiyatrosu’na adım attım tam 23 sene çıkmamak kaydıyla.

S. Köçer:  Yani tiyatroya başladiktan 6 yil sonra?

M.  Çetinyılmaz: Tabi tabi 6 yıl sonra. Ama bunun içinde askerlik dönemi falan da var.

S. Köçer:  Hangi oyunla başladiniz tiyatroya, hatirliyor musunuz?

M.  Çetinyılmaz: Hangi oyunla…Hah!, Kadınlar Koğuşu. Bir asker rolünde oynamıştım. Bir sezon oynadık. Benim tiyatro azmim Lale Hanım’ın dikkatini çekmiş. Beni yardımcı rolden alarak önemli rollerden birine getirdi. Ömer’di oynadığım rol. Bir aldım onu, tam 8 yıl bende kaldı. Kulise akın etti seyirciler, ailelerinde buna benzer bir şeyler yaşayanlar vardı özellikle. Cezaevinde yaşamış tanıdıkları olanlar falan mesela. Siz içeri girdiniz mi hiç diye soruyorlardı bana. Allah uzak etsin diyordum. Yok şükür. Sonrada böyle devam etti gitti işte.

S. Köçer: Peki, neden bitti tiyatro?Ne zaman bıraktınız?

M.  Çetinyılmaz: En son 99-2000 yılında Müjdat Gezen’in Maltepe Yayla Kültür Merkezi’ nde sahneye koymuş oldugu Yedi Kocalı Hürmüz müzikalinde rol aldım. Nükhet Duru’nun başrolde oynadigi bir müzikaldi. Ondan sonra bana başindan beri gelen dizi teklifleri vardi. Bir yigin. Onlara dönmeye karar verdim. Rafa kaldirdim ama, hayir kapatmadim. Tiyatrolar arasi geçim olmuyor. Başta ne dedim, 38 tiyatro vardi dedim. Şu anda 5 tane sayamam. Hepsi kapandi. Ne oldu?Kimisi garaj oldu. Kimisi yikildi, bina dikildi. Kimine de belediye el koydu falan filan…

S. Köçer: Geriye kalanların durumu da pek iç açıcı değil zaten. Bir tek ünlülerin birkaç tiyatrosu var ayakta kalabilen. 

M.  Çetinyılmaz: Aynen Suat’cım. Onlar kendi başlarına ayakta durmaya çalışıyorlar. Gerisinden de haberim yok zaten. Çünkü 2000 yılından bu yana doğru dürüst gidemiyorum ki!Şükürler olsun dizilerim var ekmeğimi kazanıyorum. İşin aslı bu yani. Eğer dizilerde olmasa hepimiz açlıktan ölürüz. (Gülüşmeler) Öyle!Çünkü tiyatro bana bir maaş veriyor, ben o maaşı bir bölümde çıkarıyorum. Sen olsan ne yaparsın?

S. Köçer:  Yani bu şartlar altinda pek de farkli bir şey yapamazdim her halde.

M.  Çetinyılmaz: Af edersin yani!Onun için de ben tiyatroyu rafa kaldırdım. Ha!Ne zaman dönerim?Onu da hiç bilmiyorum.

S. Köçer:  Paralı bir teklif?

M.  Çetinyılmaz: Gelmez ki. Hiç bir tiyatro paralı teklif getirmez güzelim. Hiç bir tiyatro bir dizden aldığın paranın yarısını veremez. Yahu seyirci kalmadı ki kazansın. Kazanırsa verir tiyatro. Nasıl versin bu şartlarda?Sağ olsunlar televizyonlar, VCD’ler, videolar…Ne yapacaksın şimdi?

S. Köçer: Doğrudan etkiliyor değil mi?

M.  Çetinyılmaz: Kardeşim ben oyuncuyum, ben sinemaya gitmiyorum.

S. Köçer:  Sinemayı dahi etkileşmişken…

M.  Çetinyılmaz: Yani!Niye gitmiyorsun?Niye gideyim kardeşim?Gelip buradan bir VCD aliyorum. Hangi film, şu film. Gidiyorum evimde seyrediyorum. Bir bilet neredeyse 10 milyon. Eee, eşim var, ben varim, çocugum var. Otuz milyon!Yol parasi, etti 40 milyon. Bir de büfeye ugra etti sana 50 milyon. Oh, görürsem söylerim. (Gülüşmeler). Işin gerçegi bu yani.

S. Köçer:  Sinemaya gelelim. Nasıl oldu?

M.  Çetinyılmaz: Gelelim bakalım. Tiyatroda iken bir taraftan da aklım sinemadaydı.

S. Köçer: Bir çokları gibi. (Gülüşmeler)

M.  Çetinyılmaz: Aynen öyle. Yahu şimdi şöyle bir durum var burada. Düşün, ben 1. 60 boyundayim abicim. Tamam sahneye çiktigim zaman ortaligi inletiyorum ama sinemada kameranin karşisina geçtigin zaman bir şey yapamiyorsun işte. Orada jönler lazim.

S. Köçer: Şöyle Kenan İmirzalıoğlu gibi süzülmek var yani. (Gülüşmeler)

M.  Çetinyılmaz: Ne gezer. Ama bak ben yanlış düşünmüşüm. Zaman geçtikten sonra anladım. Ben yanlış düşünüyormuşum kardeşim. Aslına bakarsan hiçbir zaman jön olmak istemedim. Karakter oyuncusu!İşimi buldum yani. 83’te Lale Oraloğlu bir oyun yazdı ve yönetti:Alman Gelin. Türkiye’de o zaman 1.  ve 2.  kanallar var. Hiç unutmuyorum. Bunu sahneye koyduk. Bana süper bir rol vermişti. Neydi o rolün ismi?Dur bakim. Çok kötü bir şey ya. Hatirlayacagim dur bi.

S. Köçer: Çok ta önemli değil artık…

M.  Çetinyılmaz: Yok ya, rol çok önemli. Ama 83’ten bahsediyorum. 20 sene geçmiş ya…

S. Köçer: Esaslı bir rolmüş bizim anlayacağımız.

M.  Çetinyılmaz: Nasıl esaslı ama. Kadromuz çok büyüktü. Mesela kadroda kimler yoktu ki. Lale Oraloğlu, Alev Oraloğlu, Toto Karaca, Orçun Sonat, Madiret Tibet, Saime Bekbay, Senih Orkan, Melih Laçinkaya, Orhan Erçin. Yani kafa roller hepsi. Hah evet, hatırladım. İsmail!”Muzaffer Çetinyılmaz’ın bir tiplemesi”. Yıkıyorum ortalığı. Almanya’ya turneye falan gittik. Ondan sonra buraya geri döndük. İstanbul Televizyonunda TRT-2’den Ramazan Bakkal vardı. Oyunu izlemiş. Demiş ki bunu televizyon filmi yapalım. İşte ilk kamera karşısına çıkışım Alman Gelin’le oldu.

S. Köçer:  Sinemaya geçtik yani?

M.  Çetinyılmaz: İlk kamera karşısına o zaman geçmiştim. Şu anki yönetmenim Adem Ayral. Kanal-7’de oynamakta olan Mihrali dizisinin yönetmeni. 85’te tanıştım onunla. Hep telefon irtibatlarımız devam etti. Çok zaman sonra Mihrali Dizisi ile yeniden bir araya geldik. Sonra Emel Film’in sahibi Nurettin Özel elinde çok güzel bir senaryo varmış, kafasına takmış, oradaki tiplemeyi bana düşünmüş. Görüştük. Elime bir senaryo verdi orada. Senaryonun ismi “Beşinci Boyut”. Başrol oynar misin?”Allah Allah Allah!. Bak şimdi. Tiyatro sahnesinden başrole. Tabi ki kabul ettim. Hayir diyecek halim yoktu ya. (Gülüşmeler). Hele ki senaryoyu da okudum. Dedim ki ben bunu yirtarim. Yani paçavrasini çikaririm bu rolün. Altindan girer, üstünden çikarim. Tam benim tipim yahu. Filme bi girdim, arkasi çorap sökügü gibi geldi.

S. Köçer:  Ya İsmail Güneş?

M.  Çetinyılmaz: Hah!Bak şimdi. Kapıcı Musa olarak birinci filmi çektik. Bizim çektiğimiz video filmiydi. Film çok tuttu. Tahminimizden de çok tuttu. Sonra Kombassan Holding Yönetim Kurulu Başkani Sayin Haşim Bayram da bunu sinema filmi yapalım demiş Emel Film’e.

S. Köçer: Yani iki kere mi çekilmiş oldu “Beşinci Boyut”?

M.  Çetinyılmaz: Evet iki kere. İlki Kapıcı Musa. Oyuncu kadrosu falan genişletildi ikincisinde. O zaman oyuncu kadrosu kimlerdi, Talat Bulut vardı. Kulakları çınlasın Talat ağabeyinin. Bulut Aras diyecektim. Haluk Kurdoğlu, Suzan Avcı, Gül Yalaz, Nihat Nikerel falan yani. Film bomba gibi patladı. Türkiye’de ödül alamadı, İtalya’da birincilik ödülü aldı!Bu da garip bir şey!

S. Köçer:  Ben de oraya gelecektim. Bize Nasıl Kıydınız’a gelince o konuyu açmayı düşünüyordum. Şimdi onu konuşabiliriz. 

M.  Çetinyılmaz: Ha!Bize Nasıl Kıydınız.  Şimdi oyunculuk gücümü pekiştirebilecegim bir firsat kolluyorum. Bir senaryo getirdiler. Evvela Esra Film’den çağırdılar. Muzafferciğim şöyle şöyle bir film var. Şu rolde oynar mısın dediler. Kim çekecek?Şey. .
S. Köçer:  Metin Çamurcu. 

M.  Çetinyılmaz: Aaa, severim Metin’i. Gittim aldım. Senaryoyu bi okudum. Zınk diye kaldım. Tam benim kalemim bi rol yine. Tamam dedik, başladık. Role baktım. Film içinde film olayı. Filmde idamlık bir mahkumu oynuyorum. Üç gün sonra idam edilecek. İşin ilginç tarafı adamın yatmış olduğu hücrede kendisine edindiği tek dostuda bir fare. Bu farenin boynuna bir ip takmış, ipin ucunuda ayak parmağına bağlamış. Neden?Kalan son üç gününü uyumadan geçirmek için. Fare hareket edince ayağındaki ipi gerecek ya!. Filmin sonunda mahkum idam edildikten sonra fareyi de koğuştakiler ranzasının başına, boynundaki iple asıyorlar.  Ama nereye değiniyor, nerde bitiyor o ayrı. Severek te oynadım.

S. Köçer:  Şimdi burada bir meseleyi de konuşmak istiyorum sizinle. Ama önce şu soruyu sormama izin verin. Siz diger oyuncularin rollerini de incelediniz mi?Örnegin Yalçın Dümer’in, Sinem Dinçay’ın, Fatma Belgen’în…?

M.  Çetinyılmaz: Hiç incelemedim. Sadece kendi rolümü inceledim. O kadar.

S. Köçer: Gerçi daha önceki görüşmemizde bu filmle alakali bazi zorluklardan bahsetmiştiniz ama ben burada bir kez daha dillendirmek istiyorum o mevzuyu. 3 gün uyku uyumamaniz örnegin…

M.  Çetinyılmaz: Ha, dillendirelim tabi. Seve seve. Aynı güne dönüyorum, hoşuma gidiyor çünkü. Bir idam sahnem vardı benim filmde. Mesela diyelim ki öğleden sonra saat 4. Sıramı bekliyorum oynamak için. Metin bey hazır ol dedi, senin sıran geliyor. Şimdi bende de bir prensip var. Sahne numarası, sayfa numarası detaylarına kadar ezberimde tutarım. Tiyatrodan gelme bir şey bu belkide.  Geç dedi. Ne oluyor dedim. Filanca sahneyi çekeceğim deyince dondum kaldım. Niye kaldım?Çünkü bir sahne ötesinde “ya bırakın garibanı, idam edilecek, Üç gündür uyku uyumuyor. ” Falan diyor. Kafam buraya takıldı şimdi. O an öğleden sonra saat 4 falan. Yüzüm diri, vücudum diri. Gayet masumane. Biraz makyaj yapılacak, hadi saat 5’te set hazır olacak. Abi yer mi şimdi bu sahne?35’lik film çekiyorsun!Video kaset çekmiyorsun. Bu suratı yakın plan çektiğini düşün. Yer mi bu suratı?Lafa bak, üç günü uykusuz geçiriyor adam. hemen itirazımı koydum. Metincim dedim, ne yapıyorsun sen?Çekmiyorum dedim ben burayı. Bu şekilde olmaz. Şu surata baksana abi?Üç gün uyumayan adam suratı var mı?”İşimi aksatacaksın” falan. Duymadım. Arkama bile bakmadım. 3 gün mühlet vereceksin dedim bana. Çıktım gittim. Geldim evime. O zaman tek başıma yaşıyorum. İnat mıdır oyunculuk aşkı mıdır nedir, manyaklık mıdır anlamadım. Kendimi eve kapattım. Bütün ışıkları yaktım. 135 uyandırma servisine detaylı mesaj bıraktım. Saat başı telefonumu çaldırttım. Gerekli arkadaşlara söyledim, ben “alo” deyinceye kadar telefonumu çaldırın diye. O zaman cep telefonu yok yani. Neyse uzatmayalım abicim, üç gün üç gece yatmadım. Yemekten kesildim. Üçüncü gün taksi çağırttım. Bindim taksiye, “beni” dedim, “Üsküdar Toptaşı Cezaevine götür”.  Abi gittim baktım Metin senaryo çalışması yapıyor.  Elimi uzattım “ben geldim abi” dedim. Adam suratıma bi baktı. Ne oldu biliyor musun?Manyak gibi oldu. Gözleri seksen sekiz oldu adamın. Neden?Gözlerimin içi kıpkırmızı, Yüzüm şişmiş balon gibi olmuş. bitkinim.

S. Köçer:  İdam mahkumumuz hazır!

M.  Çamurcu: Evet. İşte dedim, senin o üç gün uyuyamayan mahkumun hazır. Ne zaman istiyorsan çek şimdi. Adam kalakaldı abi. Aynen şöyle dedi:”Ekip toparlansın. Bu sahneyi çekmiyoruz, yarına kalsın. Tarlabaşına İstanbul Sanat Evi’ne gidiyoruz. “. Orada üç ayak gerdirilmiş, idam sehpasi falan getirilmiş. Kostümlerimi çikardim. Incecik idam cibinimi giydim. Surat balon gibi. Şimdi dedim abi, “hazirim idam edilmeye”. Sonra vizyona girdi film. Galasi yapildi. Herkes orada, oyuncular, gazeteciler falan. En çok konuşulanlardan birisi benim suratim oldu. Çünkü Metin öyle bir yakin plan girmiş ki.

S. Köçer:  Cesaretlenmiş adam. (Gülüşmeler)

M.  Çetinyılmaz: Tabi. Ben farkında bile değilim ama nasıl çektiğinin. Film arasında bana dedi ki izleyiciler “sana bu makyajı kim yaptı?”. Metin dedi ki; “Kesinlikle bir tek kalem bile değmedi onun suratına. Çünkü bu sahneyi çekmek için üç gün uyumadı bu arkadaş”.

S. Köçer: Bir rolün hakkı da ancak bu şekilde verilir. 

M.  Çetinyılmaz: Ha!Umutluyum. Ama o sahneden sonra bir hafta aralıksız uyudum. Evden dışarı çıkmadım yani. (Gülüşmeler).

S. Köçer:  Sizinle özellikle konuşmak istedigim bir meseleye sözü getireyim. O filmi defalarca izledim. Tüm oyunculara dikkat ettim. Cidden filmde yüksek bir trend var. Bir çok açidan yüksek bir trend. Örnegin Yalçın Dümer, Fatma Belgen, Sinem Dinçay…Hele o yaşli bayan…

M.  Çetinyılmaz: Bir şey söyleyebilir miyim Suat’cigim?

S. Köçer:  Estağfurullah. Gayet tabi…

M.  Çetinyılmaz: Metin Çamurcu çok güzel bir ortam yapmıştı o film için. Hakkını verdi filmin. Her kes üstüne düşeni yaptı. Kimse sırıtmadı. Her kes “cuk oturmuştu” yani. Ona çok üzülüyorum. Neden artık sinema filmi çekmiyor? Kayıptır Suat bunlar kayıp.

S. Köçer:  Film çok tutuldu, sansasyon yarattı. Ama bir şekilde sekteye uğradı. Uğratıldı aslında. Hem yönetmen hem oyuncular açısından ciddi sonuçlar doğuruyor bunlar. Siz kendi adınıza düşünün örneğin. Sıkıntılar çekmişsiniz. Hevesiniz, idealleriniz, emeğiniz…Siz girmek istemediniz bu konuya ama ben de rahat değilim doğrusu. Gireyim mi, girmeyeyim mi diye düşünüyorum o meseleye. 

M.  Çetinyılmaz: Hangi mesele?

S. Köçer:  Sansür meselesi. 

M.  Çetinyılmaz: Gir gir. (Gülüşmeler)

S. Köçer:  İlginç bir nokta var şimdi burada. Biz Mesut Uçakan ile de Nida Dergisi için röportaj yaptık. 70.  sayıda. Şöyle demişti Uçakan o röportajında:”Bu gün Ömer Kavur, Atıf Yılmaz, Zeki Ökten, Şerif Gören kalkıp İran’a gitseler. Ortaklaşa bir film yapsalar. Şak şak şak. Tebrikler!Ne güzel bir harmanlama oldu!Özgün bir çalişma oldu falan. Her iki ülkenin sosyolojik, kültürel ve düşünsen alanlari hakkinda bir tarafsiz çalişma olur bu. Ama ben gitsem. Aman Allah’im!Ziller çalmaya başlar. “Iranci!Şeriatçi!Neden gitti, ne yapti, ne etti diye başimi yerler!” Ne oluyor Muzaffer bey?Sinemada da mi karşilaşacagiz bu bagnazliklarla?

M.  Çetinyılmaz: Hayatım ben bunu “Beşinci Boyut’ta” birebir yaşadim zaten. Bu filmdeki rolümle Antalya Film Festivali’ne gittim. En iyi erkek oyuncu dalında. Ne dedi bana biliyor musun jüri başkanı?”Muzafferciğim, seni izledik. Ödül sizin hakkınız. Ama veremeyiz!”Nedeni mi?Nedenini ben ertesi yıl bu filminde katıldığı Antalya Film Festivali’nde öğrendim Suatcığım: “Yeşil Sermaye!”. Ulan sermayeni yiyeyim senin!Var sen de mavi sermaye kat kardeşim. Film yap, yaptır. Sponsor olmuş adam. Parası fazlaymış yapmış. O sıralar 20 tane film çekiliyordu. Şimdi on tane çekilemiyor.

S. Köçer:  Seç sen şimdi kirmiziyi, maviyi yeşili…(Gülüşmeler)

M.  Çetinyılmaz: Mor daha iyi. Kardeşim bak. Beni ödüllendirmişsin, öptüm başima koydum. Eyvallah. Şikayetçi degilim. Ben gene Muzaffer Çetinyilmaz’im. Ama Yeşil Sermaye diyerek sen bu işin önüne set çekiyorsun kardeşim!Bu filmden insanlar ekmek yiyor yahu.

S. Köçer:  Sanat ahlakı açısından da çok çirkin bir tavır. 

M.  Çetinyılmaz: Yani!Bir hareketlendirmedir, bir canlandırmadır bu. Niye kulp takıyorsun kardeşim?Ulan bırak yapsın adam, senin yararına bu. Ne imkanlar sundu Haşim Bayram biliyor musun?Bütün malzeme, film şirketindeki bütün malzeme hepsi Italya’dan geldi. Hiç bir yamama yok. Sifir ambalajlar açildi, Balmumcu’da. Esra Film kuruldu. Böyle bir imkan sundu adamcagiz size, Yeşilçam’a. Niye yeşil diyorsun kardeşim?Destek olsana adama. Yardim etsene. Niye köstek oluyorsun sen şimdi?Derdiniz ne?Adam kameraman , kameramanligini yapar. Ben oyuncuyum oyunculugumu yaparim. O yapimci, yapimciligin yapar. Iş bu kadar basit yahu. Renklendirme neden Allah aşkına?

S. Köçer: Üstelik her kesin bir taraf tutması da son derece doğal bir şey. Her türlü düşünceden yapımlar var. Neden bu çifte standart?

M.  Çetinyılmaz: Bak güzelim, ben çok rahatsızım bu renk olayından. Yok yeşil sağcı, yok kırmızı solcu. Sanattır bu, başarılıysa öpeceksin anlından. O kadar. Yapmış adam, yapmış işte. Bir çok yönetmenin yapamadığını yapmış. Yok öyle yeşil-meşil. Öpeceksin elinden. Daha iyisini mi yapacaksın, buyur beri gel!

S. Köçer:  Çok faydalı ve “renkli” geçti, teşekkürler. (yine gülüşmeler)

M.  Çetinyılmaz: Evet şu renkler…Asil ben teşekkür ederim Suatcigim. Eski günlere gidip geldim. Güzel bir muhabbetti. Çok teşekkür ederim.

Söyleşi: Suat Köçer

 Turksinemasi.com
7 Kasım 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Sinema Haberleri


Saygıyla Anıyoruz