Sinema Sadece Sinema Değildir

 

 
Yalnız yaşadı, yalnız öldü…

Mualla Sürer, tek gözlü evinin geçimi, kalbini yaşatacak ilaçların parası için film şirketlerinden gelen en küçük teklifleri bile kabul ediyordu… Rol seçecek, düşünecek zamanı yoktu… Yapayalnızdı. Azrail’e de öyle yakalandı.

En güç ve en gerçek olanı, hem de en acısıdır ölüm yazıları… Tıpkı ölümün kendisi gibi… Sevinci ve kederi, tebessümü ve gözyaşıyla soluklanan bir yaşamın bitmesi kadar da doğal bir şey var mıdır şu evrende?.. Tüm canlıların belki de tek ortak yazgısıdır ölüm…

Kimi yazarlar ölümü, bir uykunun ebedi şekli olarak düşünürken, kimileri de yaşamın en güzel ve en canlı uzantısı biçiminde düşler bu meçhul kavramı… Ve bir düşünür de şöyle der:

– Mualla Sürer«Öldükten sonra yaşamak isterseniz ölümsüz eserler bırakın…»

İşte ölümsüz eserleri, seçkin sanatçı kişiliği ve 75 yılın öyküsüyle Mualla Sürer…

Mutlu muydu sanatçı? Kim bilir? Bilinen tek şey, yalnızlığıydı… Küçücük bir evin tek odasında kalıyordu… Hastaydı… Kalbi vardı… Zaman zaman soluk almakta güçlük çekerek, dört adımı ardı ardına atamayacak kadar hastaydı, Türk sinemasının ölümsüz «Bedia»sı…

Ancak çalışması gerekiyordu… Zorunluydu buna… Elinden tutan da yoktu, «Artık sen dinlen ablacığım. Biz sana yardımcı oluruz» diyen de… Çaresizdi…

Mualla SürerAma, aç ve muhtaç değildi kimseye… Olmak da istemiyordu. Yaşının 75, kalbinin hasta olmasına aldırmaksızın çalışıp duruyordu… Gururuna yediremiyordu. kapısını çalmayan insanların kapısını çalmaya… Film setlerinden çıkmıyordu… Son güne kadar da çıkmadı…

Tek gözlü evinin geçimi, kalbini yaşatacak ilaçların parası için film şirketlerinden gelen en küçük teklifleri bile kabul ediyordu… Rol seçecek, düşünecek zamanı yoktu… Yapayalnızdı. Hem de öyle bir yalnızlık ki, Azrail’in karşısında bile…

Evinin pencere kenarında yakalamıştı ölüm onu… Yavaş yavaş, ama belirlenen saat ve dakikada… Öteden beri korktuğu şeydi, ölmek. Herkes gibi… Ve günün birinde, akşamın bir saatinde o en korktuğu şey başına geliverdi, Mualla Sürer’in…

Çevirdiği 600’den fazla yapıtla Türk sinemasında ebedileşen Mualla Sürer’in cenaze törenine değinmek istiyoruz biraz da… Belki yapımcısıyla, yönetmeniyle, oyuncusuyla birçok şöhret vardı ama, yine de gözler Türkan Şoray’ı, Hülya Koçyiğit’i, Cüneyt Arkın’ı, Fatma Girik’i, Filiz Akın’ı ve Tarık Akan’ı aradı… Bir çok filmde bu sanatçıların annesi rolündeydi Sürer… Ama, ne yazık ki Yeşilçam’ın tarihinden daha uzun bir ömre sahip olan bir sanatçının ölümle bütünleşen kaderiydi bu…

1902 yılında Nevşehir’de doğdu, Sürer… Kandilli Kız Lisesi’nde öğrenciyken Ömer Lütfi Paşa’nın oğlu Tayyareci Atıf’la evlendi… Kocası Darülbedayi’nin kurucularındandı…

Birlikte tiyatroya başladılar, ilk oyunu 1920 yılına rastlar… Adı «Nurbaba Köşkü»… Kocasının ölümünden sonra terziliğe başladı… Bu arada film kostümleri de dikerek sanatçılarla yakın bir ilişki kurma olanağı sağladı.

Ardından film teklifleri almaya başladı, ilk filmini Orhon Arıburnu’nun yönetiminde çevirdi: «Sürgün»… Yıl 1951… Ve o günden ölümüne dek Türk sinemasına unutulmaz yapıtlar verdi. Genellikle komedi ve karakter rolleriyle üne kavuştu.

Vahi Öz’le birlikte çevirdiği filmler sinemaseverlerde büyük hayranlık uyandırdı. Halkın dilinde Mualla Sürer adı uzun bir süre «Bedia» olarak kaldı.

Sahne hayatı da vardı sanatçının… 1970’te İzmir’de sahneye çıkarak anılarını anlattı…

Aldığı ödüller arasında en önemlisi bir gazetenin vermiş olduğu «En İyi Karakter Oyuncusu» ödülüdür.

(Ahmet Olcay – Ses Dergisi – 30 Ekim 1976)

TEŞEKKÜR

  • Yukarıdaki haber TurkNostalji.com sitesinin izni ile yayınlanmaktadır.
  • TurkNostalji.com sitesine teşekkür ederiz. TurkNostalji.com sitesine gitmek için lütfen tıklayınız.
Resimler:
 Turksinemasi.com
26 Ocak 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Sinema Haberleri


Saygıyla Anıyoruz